
27 Aralık 2010 Pazartesi
SUCUK HAYVANI

19 Ekim 2010 Salı
TAKDİR EDİLMEZSEM YEMEK YAPMAM: MÜCVER
Kuru soğanı rendeleyin ve suyunu sıkın. Geniş bir kabın içine koyun. Kabakları rendeleyin,kabaklarıda sıkın . Maydanoz ve dereotunu ince ince doğrayın. Hepsini soğanla karıştırın.Yumurtaları kırıp sebzelere iyice yedirin.Baharatları ekleyin. Hazırladığınız bulamaca unu koyup iyice karıştırın. Sıvı olmayan cıvık bir hamur elde edin.Tavada yağı ısıtın. Yağın yeterince ısındığını anlamak için mücver bulamacından küçük bir parça atıp deneyin.Kaşık dolusu mücver hamurunu kızgın yağa atıp kızartın.Üzerine bastırıp yassıltın ki içi de yeteri kadar pişsin.Üzerine sarımsaklı yoğurt dökerek servis yapabilirsiniz.
Yedikten sonra kalanların fotosunu çektim. Unutmuşum ondan az.
Evet dantelim de var masa üstünde. Çok güzel dantellerim var.
8 Ekim 2010 Cuma
TATLI TAYLAND
30 Ağustos 2010 Pazartesi
ÇABUK!

Not: Davetiye sağolsun Zeynep Ataş tarafından tasarlanmıştır.
17 Ağustos 2010 Salı
GÜVEN 101

iyi geceler
8 Ağustos 2010 Pazar
EV-EVLİLİK-İŞ ARASINDA
Çarşamba dolaplar takılacak. Salı da şu an yaptığım işin sunumu var. Eylülde düğün var. Benim gelinliğim yok. Daha hiç biryere bakmadım bile. Alasım dayok açıkçası. 1910'dan kalma bir gelinlik buldum. Güzel ama pahalı. Sonra pişman olmaz mısın diyorsunuz gelinlik almaz da başkasınınkini giyersen. Yok olmam. Onun yerine tayland'a giderim 2 hafta tail yaparım. Hiç pişman olmam.
Şu an hangi amelelikle uğraşıyorum dersiniz? Render alıyorum:)
Kolay gelsin herkese az sonra çıkıcam
Şu an hangi amelelikle uğraşıyorum dersiniz? Render alıyorum:)
Kolay gelsin herkese az sonra çıkıcam
24 Temmuz 2010 Cumartesi
23 Haziran 2010 Çarşamba
BU NASIL İŞ?
Amele olarak başladığım bu mimarlık profesyonel hayatının 5. yılında hala amelelikle uğraşıyorum. Bitmek bilmeyen onlarca saat süren renderların zamanında yetişemeyeceğini anlayıp 13 saat sonra iptal etmek, sonra daha pratik, daha kötü bir sonuç çıkararak yetiştirmek ancak yüklü dosyaları yavaş internet bağlantıları sonucu yükleyememek, sonra nihayet yüklediğindeyse, onlara ihtiyaç olmadığını öğrenmek, sonra yine olmayacak bir süre içinde olmayacak başka işler için aynı süreci yaşamak, sinirlerinin harap olması, şu güzel güneşli şirin ören köyünün, tatlı halkına daha önce burada hiç yaşamamış oldukları bir sinir ve surat yaparak, hayatının en anlamsız ve beklenemedik şokunu yaşatmak gibi uğraşlardan hala kurtulamadım. Geçemiyorum bunları. Aşamıyorum kendimi. Unut unut... Olduğu kadar, olamıyorsa o da kabul diyemiyorum. Sakin olamıyorum. Bu mimarlık sabır sabır sabır işi. Anlamsız, akıl almaz bir amelelik...
Allah sabır versin
Allah sabır versin
28 Mayıs 2010 Cuma
KANALD-DOKTORUM

Doktorların bu kadar çekilmez, kaşar, saygısız ve iletişim özürlü olmalarının sebebini düşünüyordum bir süredir. Bazı olaylar sonucu düşünmek zorunda kaldım diyelim. Bu insanlar hayatları boyunca çok çalışıyorlar tabi sonra da bu hale geliyorlar demeyeceğim tabi ki. Ne yani bir tek onlar mı çalışıyor hayatı boyunca. Hemen hemen herkes eşek gibi çalışıyor hayatı boyunca kim bilir ne şartlarda. İki gün uykusuz kaldılar diye nedir yani bunların havası. Mimarlar da uykusuz kalıyor haftalarca saçma sapan sebepler için. Üstelik mimarları motive eden bir para unsuru da yok.
Neyse kanımca, bu adamlar hayatları boyunca hep saygı görüyorlar. Doktorum doktorum diye peşinde ezik ezik koşan insanlarla büyüyorlar, yaşlanıyorlar. Doktorsa en iyi yemekler sunuluyor, en güzel kızlar veriliyor. (Tepkim anlaşılacağı üzre biraz yaşını almış erkek olanlarınadır daha çok) Bu yüzden bu adamların kibar olmaya, tatlı sözler söylemeye ihtiyaçları kalmıyor hayatlarının hiç bir döneminde. Bağırsa da çağırsa da, zaten karşısındaki ezik adam ona muhtaç olduğundan dolayı saygı göstermeye gerek duymuyor. Bir doktor fırından ekmek alırken, otobüse binerken, çay içerken, sigara içerken, osururken bile doktor yani. O ünvanı alnına yapıştırmış yaşıyor hayatını. Sıradan bir insan olmanın keyfini asla yaşayamayacak bir zavallı.
Kısacası doktor olan biri sadece ve sadece doktor oluyor. Bunun ezikliğiyle de cahilce, acınası bir sanat bakışı edinmeye çalışıyor. "Doktorlar nedense sanatla da ilgilenir" (Sanatla ilgilenmek te ne demekse) diyen insanlar duymuşsunuzdur. Sebebi ne olabilir ki, heyecandan, sevgiden yoksun, çürümüş, yoz ruhlarını besleyecek diye bir umutla zavallı bir ilgi duymaya çalışıyorlar işte tüm sanat dallarına.
Şimdi bu yazıyı yazdım ama söz meclisten dışarı diyelim:)
28 Nisan 2010 Çarşamba
ÖZÜR
Çok duygusal konularda çok zekice çözümler yapman gerekiyor. Ama o zamanlarda, sen de o duygusallığa kapılabiliyorsun ki, şu kısacık an'lardan özetlenebilecek ömründe senin için önemli olan bir kaç insandan birine, belki de en önemlisine aptal ve üzücü bir hatıra bırakabiliyorsun. Keşke bu kadar küçük olmasaydı aklımız, bu kadar duygusal olmasaydık... Becerememek, kıvıramamak, halledememek, günlük hayatta olamamış önemsiz şeyler için bir teselli olsun diye kullanılan yüklemlerken, aslında inanılmaz ölçüde önemliler, onu gördüm. Bazı şeyler pek anlatılamıyor. Sığ oluyor, konuşulamıyor. Bahsetmek bile istemiyor insan. Olması gerekir mi tatsız şeylerin de hayatta. İlla da şart mı yani.. Yani eğer mümkünse, seçim yapsan ve olması gereken şeylerden vazgeçsen, bazı çok önemli şeylere zarar vermesen... İlle de radikal mi olmak gerekiyor mantıklı şeyler yaşamak için. Keşke daha da az duygusal olabilsem. Daha da rasyonel davranabilsem. Duygusallık aptallaştırıyor insanı. Hata yaptırıyor. Küçük beyinlerimizi gereksiz detaylarla dolduruyor.
Üzgünüm gerçekten, kolaylaştırmak istemiştim işleri, olsun bitsin hemen gülelim, konuyla dalga geçelim istedim, beceremedim. Hiç fırsatçı bir bakışım, baskıcı bir niyetim, hatta duygusuz bir halim de yoktu. Konu sen olunca nasıl olabilir ki... Sen şu anlamsız, lüzumsuz hayatımdaki en güzel şeysin. Dahası yok, olamaz da... Üzülmene dayanamam, herşeyden vazgeçerim.
Üzgünüm gerçekten, kolaylaştırmak istemiştim işleri, olsun bitsin hemen gülelim, konuyla dalga geçelim istedim, beceremedim. Hiç fırsatçı bir bakışım, baskıcı bir niyetim, hatta duygusuz bir halim de yoktu. Konu sen olunca nasıl olabilir ki... Sen şu anlamsız, lüzumsuz hayatımdaki en güzel şeysin. Dahası yok, olamaz da... Üzülmene dayanamam, herşeyden vazgeçerim.
9 Nisan 2010 Cuma
e onun adına yalan derler
doyamıyorum bu şarkıyı dinlemeye... sürekli dinliyorum. dinledikçe güzelleşiyor. paylaşmak istedim, dayanamadım.
http://fizy.com/s/1dv7ar
http://fizy.com/s/1dv7ar
2 Nisan 2010 Cuma
18 Mart 2010 Perşembe
TOUCH ME WITH YOUR NAKED HAND OR TOUCH ME WITH YOUR GLOVE

12 Mart 2010 Cuma
SAYGIN PROJECT_III_CAYKUR

Geçen gün işten dönerken meydanda, kalkmak üzere olan bir otobüsün egzos çıkışına çömelir gibi yapışmış bir sokak adamı gördüm. Çok zor bir pozisyonda orda ısınmaya çalışıyordu. Yurudum geçtim. Bunu hergün görsem, sonra 3 kişiyi görsem hergün, sonra herkesi o otobüsün arkasında görsem... Yuzlerce insan olsa otobusun arkasinda isinmaya calisan yine yurur gecerim herhalde. Ya da baska yere mi tasinirim, onlari gormeyecegim bir semte falan... Ama Dostoyevski "Yer altindan notlar" da bundan bahsederken "bize ihtiyaciniz var" diyordu yer ustundekilere(kendini de yeraltina katarak), bizi gorup acimaya, bizden tiksinmeye ihtiyaciniz var. Boylece iyi hissediyorsunuz kendinizi". Bu kadar abartili olmasa da evet bazi kotu durumlardan keyiflendigimiz oluyor sanirsam.
Rize'den donuyorum simdi, ucak rotar yapmis ondan takiliyorum burda. Ama biraz da oyun oynayacagim. "TM Zero" da online rekorlara kosuyorum artik:) Zor, kolay degil, mesai gerektiriyor. Kuzulari uzaylilardan korumaya calisiyorsun, silahlarinla ve stratejinle:)
16 Şubat 2010 Salı
RESİM BİR IPHONE REKLAMI OLARAK DÜŞÜNÜLEREK ÇEKİLDİ
Tam da bu konudan sonra şöyle bir şey geldi aklıma, insanın kendine dönmesi ne demek? Yani kendini anlamaya çalışması mı demek? Bunu yapmak gerek mi? Neden bu kadar ihtiyacım olsun ki kendimi tanımaya? Tanınacak bir kişiliğim var mı ondan bile emin değilim. Tabi şimdi insanlara sorulsa beni öyle böyle diye tanımlayabilirler ama benim bunları bilmeme ve "gerçekten öyle miyim?" diye düşünmeme gerek var mı? Burcumu bilmek gibi sanırsam bu. Ben aslan burcu olduğum için kontrolcü, lider ruhlu olduğum düşünülebilir. Yani ben bunu sık sık düşünüyorum çünkü komik bulunabilir ama burçlarla insanların kişilikleri arasında bir bağlantı kuruyorum çoğu zaman. Ama sık sık aklıma geliyor öyle miyim gerçekten diye. "Belki zamanla olacağım, daha zamanı değil" diyorum, ya da "öyleyim de bunu farkedemiyorum"... Hayır buna inansam ne olur ki. Aslan mı olurum o zaman? Kavgacı deseler bana sık sık gazeteler yazsa bunu, konuştuğum insanlar söylese, kavgacı olur muyum? Denenebilir bu bence ama çok zalim bir deney olur herhalde, ne konuda yapılırsa yapılsın.
Neyse bazı konularda gerçekten sıkıcı oluyorum, gerekli de değildi hiç bu yazı. Sizin çok önemli zamanlarınızı çalıyorum. Eve gidip muhteşem bir salata yapıp yiyeceğim. Nar ekşili...
photo by zeta
4 Şubat 2010 Perşembe
ÖRGÜYE BAŞLADIM
26 Ocak 2010 Salı
11 Ocak 2010 Pazartesi
İnsan kendini aciz hissetmeyi seviyor. Bayılıyor aciz acınası olmaya. Gurur asalet falan hepsi yalan. Zaten insanoğlunun basitliğine, acizliğine, zayıflığına olan inancım gün geçtikçe artıyor. Asalet gibi erdemler sadece teoride varlar. Bundan bahsetmeyi ve öyleymiş gibi görünmeyi seviyor. Gurur ile acizlik bir arada anıldığında ise asalet oluyor işte. Böyle olunca, yani insana olan inancını kaybedince de ne ideolojiden, ne rafine zevklerden, ne titizlikten, ne gurmelikten bahsedebiliriz. Bunlar insanın kendine yakıştırdıkları sadece. Halbuki herhangi bir hayvan gibi insan da yaşamak için öldürür, kandırır, satar, yalan söyler, vazgeçer... Hatta bunları yaşamak için bile değil, rahatını bozmamak için de yapar. Para için de... Statü için de... Anlamsız hayatını anlamlandırmak için uydurduğu herhangi bir kavram için yapar. Yine de nasıl oluyor da hayvanlar gibi içten kucaklıyoruz birbirimizi anlayamıyorum bir türlü. Bazen bir belgesel gibi geliyor hayat. İnsanları inceliyoruz genel olarak. Yani kuşlar ötüyor, birşeyler anlatıyorlar birbirlerine, köpekler havlıyor. İnsanlar da konuşuyor ya... Düşünebilmenin kendilerine verilmiş olan bir ayrıcalık olduğu yanılsamasına o kadar kapılmışlar ki, diller uydurup, bu dilleri, kitaplarca kurallarla karmaşıklaştırıp bu kurallara da inanıp, tam bir akıl tutulmasına düşüyorlar ve en komiği de, yine de anlayamıyorlar birbirlerini... Anlaşmazlıktan boşanıyorlar, ayrılıyorlar, ölümler, kavgalar, dramalar... Küçük küçük birsürü züppe yaratık doğup ölüp doğup ölüp doğup ölüyor... KüçükPrens'teki çiçeğe gülüyordum, kendini beğenmiş, snob diye... Halbuki tüm insanoğlu öyle. Kendimize ait olduğunu düşündüğümüz, yüzlerce, binlerce kimlik, karakter içine sığmağa çalışıp çalışıp, taşıyor, kendimize istediğimiz şekli veremiyor ve hep, her zaman komik duruma düşmüyor muyuz?
Bu yazı nereye doğru gidiyor bilmiyorum ama yakın zamanda sürekli bunları düşünüyorum züppece:)
Bu yazı nereye doğru gidiyor bilmiyorum ama yakın zamanda sürekli bunları düşünüyorum züppece:)
4 Ocak 2010 Pazartesi
SELF PROMOTION-VOLUME1

Depresyonumu reddediyorum.
Panik atağımı reddediyorum.
Korkularımı reddediyorum.
Bunlar bana ait olamayacak kadar depresifler.
Geçecek yakında
yakında...
3 Ocak 2010 Pazar
ÇOK ZOR HAYAT BİR ŞEYE BENZEMİYOR... HİÇBİR ŞEYE....

tık...tık...tık...tık...tık...
Neyi bekliyorum?...
Lüzumsuz hayatımın geçmesini...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)